Kısaca ben kimim?

Bana kartpostal diye hitap edenlere sesleniyorum. Merhabalar efendim ben, Nazlı ÖZMEN 🙂 1990, Bursa doğumluyum. Atadan dededen Gaziantepliyim. Çok yemek üzerine konuşup paylaşım yapmam ama damak tadıma güvenirim. Aslında hem yerim hem yaparım da, deneyimlemeyi severim. Üniversiteye kadar ailemle Bursa’da yaşadım. Sonrasında İstanbul’a taşındım.

 

Marmara Üniversitesi’nde Ekonomi bölümünü okudum. Mezun olduktan sonra sudan çıkmış balık kervanına henüz katılmadan, Brighton’a dil eğitimi için gittim. Sonrasında ise benim için iş hayatı başladı. Boyner Holding kuruluşu olan www.morhipo.com’da ve Türk Telekom’da görev aldım. Bahçeşehir Üniversitesi’nde MBA yüksek lisansı eğitimine başladım ve e-ticaret üzerine  yazdığım tez ile mezun oldum.

 

Gezmeyi, tarihi, okumayı, paylaşmayı, anı biriktirmeyi (kartpostal göndermek, ajanda tutmak, önemli bir bileti saklamak gibi), çeşitli spor ve aktivitelerde bulunmayı çok seviyorum. Kayak yaparken sakatlanıp aylarca yatmam, buz pateninde çenemi kırmam, koşuda bileğimi sakatlamam, sörfte bel ve omzumu incitmem gibi önemli sakatlanmalar yaşasam da hala vazgeçmiyorum ve yenilerini denemeye devam ediyorum. Deli miyim ne! Denizin mavisinden tutun dağların yeşiline, rengarenk çiçeklerden tutun da uçuşan kelebeklere kadar, kısaca doğaya aşığım.

Gezmeye nasıl başladım? Ne kadar süredir, nasıl geziyorum?

Aralarımızda yaş farklılıklarının çok olduğu üç kardeşiz ve toplamda beş kişilik bir aileyiz. Gezmek aileden geliyor bizde. İlk gezilerimi yurt içinde üç aylıkken, yurt dışında ise ilkokul dördüncü sınıfta iken ailemle gerçekleştirdim.

 

Benim gezme delisi olmamda katkısı olan, zaman zaman kıskandığım abimden de behsediciğim. İfindim kendisi 1985 doğumlu ve 60’a yakın ülke gezdi. İşi bıraktı gezgin oldu gibi öyle enteresan bir hayat hikayesi yok, hatta  yoğun bir şekilde çalışırken geziyor. Ahh onu kandırabilsem de sayfama yazılarıyla destek verse, asıl cevher orada yatıyor oradaaa 🙂 Birlikte gittiğimiz çok gezilerimiz oldu. Mesela, ilk kez hostelde kalma deneyimim birlikte çıktığımız gezideydi. Ne garip gelmişti bana önceleri, sonra alışınca ilk baktığım konaklama şekli haline geldi. Merkezde, temiz, güvenilir, çok ucuz hosteller buluyorum, bir sürü de arkadaş ediniyorum daha ötesi var mı yahu?

 

Ailemden ayrı gezmeye başladığım dönemlerde kendimle ilgili değişiklikler olduğunu fark ettim. Sanırım hem büyüyor hem de olgunlaşıyordum. Ortalama bir zamanlamayla ifade edersem; üniversite dönemi öncesindeki gezilerimde kendimi turist olarak görüyordum, sonrasında ise bambaşka duygular ve bakış açısı hali beni sardı. Mesela; hatırlıyorum da üniversiteye gittiğim ilk dönemlerde günlük hayatımda gereksiz harcamalar yapabilirken, şu an  yapmıyorum. Onunla şu bileti alırım, bununla falanca gezimin harçlığı olur şeklinde düşünür oldum. Ya da dünyada görülmeye değmeyecek hiçbir yerin olmadığını anladım. Kısacası; dünyayı gezme hayalimi gerçekleştirmek için elimden geleni yapıyorum. Belki de bir hastalık hali söz konusu. Belirli bir süre geçtikten sonra diyorum ki benim gezmem geldi. Şaka değil, bunu ciddi ciddi hissediyorum 🙂 Gezemezsem kendimi yorgun ve zamana karşı yenilmiş hissediyorum.

 

Gezilerimde okul hayatımdan sonra, her türlü gezi masrafımı ben karşıladım. Her şeyin ucuzunu bulmayı yavaş yavaş öğrendim. Ucuz bilet, ucuz konaklama,…Ucuz ucuz derken her şeyi ona bağlamıyorum tabi, fırsatları değerlendiyorum diyelim. Her yerin, her şeyin keyfini elimden geldiğince çıkarmaya çalışıyorum. Mesela aktarmalı uçuşlarda iki günlük olanı buluyorum, kampanyalı bilet arıyorum, yeri geliyor otantik bir otelde, yeri geliyor hostelde kalıyorum, bazen valizimi doldurduğum yiyeceklerden karnımı doyuruyorum bazen de bulunduğum yerin en güzel restoranında gözümü ve midemi şenlendiriyorum, çok planlı gezdiğim de oluyor, temel şeyler dışında akışına bırakıp gezdiğim de….Gezilerimde belli bir standartım yoktur yani. İlk gezilerimde aman bir daha mı gelicem diye o şehirde hunharca para harcadığım da oldu, powerbank almayıp biten telefon şarjlarıyla rezil olduğum da ya da o koca fotoğraf makinesini mi taşıcam diyip sonradan pişman olduğum da, valizi doldurup yarısını bile kullanmadığım veya giymediğim eşyalarla gittiğim de, yanıma koca boy diş macunu, şampuan,krem aldığım da (amaaaan gülmeyin canım eskiden gratis,watsons mı vardı) oldu…Hepsi birer tecrübe aslında, her şey zamanla oturuyor yerine…

Sahi nedir bu kartpostalların hikayesi?

Henüz gezginim diyemem, turistim hiç diyemem ama anlayın işte geziyorum 🙂 Ben üniversiteye girmek için yararsız, anlamsız bir yarışın içerisindeyken abim bilmem kaçıncı ülkesini gezmiş, o sırada da bana bir kartpostal göndermişti. Üzerinde şöyle yazıyordu; ‘Gezmek çok güzel, seninle de gezelim…’ Gel de hayatı sorgulama şimdi, kolaysa gel de sus, neyse 🙂

 

Önceleri birbirimize göndermeye başladık sonra baktık ki giderek sayı artıyor, aynı yerlere zaten gitmişiz sonra sadece kendimize yazıp göndermeye başladık. Gezi dönüşü bir hevesle kartpostallarımızın gelmesini bekleyip duvara asıyoruz. Gezilerimde sadece kendime göndermek için almıyorum,  başka beğendiklerimi de alıyorum. Fazladan aldıklarımı  göndermiyorum, gezi dosyama koyuyorum. Bazen gönderip de elime ulaşmayan oluyor çünkü. Herkes gibi magnet de alıyorum elbet de. Bir de beyaz t-shirt sevdamdan dolayı gittiğim şehri anlatanlarından alıyorum ya da gitiğim bölgeye ait simgesel bir tablo, biblo, vs… Ama hiçbiri kartpostallarımın yerini tutmuyor. Seneler sonra kendi ellerimle yazdığım o anki duygularımı anlatan birkaç cümleyi yine okuyabilmek çok güzel. Eminim ki ilerde benim için daha da değerli olacaklar.

 

Gittiğim yerlerden instagram takipçilerime de kartpostal gönderiyorum. Çok da güzel karşılandı, ellerine ulaştıklarında bana genel olarak şu sözleri söylediler: ‘Hiç tanımadığım birinden kartpostal almak yüzümü gülümsetti.’,  ‘Şu zor günlerimde moral oldu.’, ‘En özel hatıralarımdan biri oldu.” İnsan hiç tanımadığı birine böyle hoş sözler söyleyip, karşılıklı güzel duygularını hissetirebilir mi? Cevap; kartpostal sayesinde tabi ki evet 🙂

Sosyal medyadaki takipçilerime, gezilerimden kartpostal gönderdiğimden beri, diğer hesaplar da takipçilerine veya kendilerine kartpostal göndermeye başlandığını fark ettim. Yurtdışında daha da yaygın olmakla birlikte daha önceleri milletçe biz de kendimize ve sevdiklerimize kartpostal gönderiyorduk elbet. Ama sosyal medya takipçilerine kartpostal göndermede öncü oldum sanırım. Yalnışım varsa düzeltin lütfen 🙂 Hatta kartpostal gönderirken paylaşımlarınızda beni de etiketleyin, ne de güzel olur. Hem bu güzel başlangıçtaki emeğim hem de ailemizin daha da büyümesi için…

Peki ya nereden başladı bu blog serüveni?

Aslında aklımda blog yazma gibi bir düşünce yoktu. Yoğun iş hayatımda uykuya hasret, uçağıma zar zor yetişir haldeyken, öğle yemeğinde ya da yolda geçen sürede gezi araştırmaları yapar haldeyken sanıyorum ki yazmaya cesaret edemedim. İçerik üreten her kişinin kısacık gözüken yazılarının arkasında saatler, günler belki de aylar yatar. Bunları duyar görürdüm de bu kadar ciddi çalışmaların yürütüldüğünü bilmezdim.

 

Buradan başını alıp alıp giden, bir tek sırt çantası gezmesine yeterli olan, çadırını her yerde kurup diyar diyar gezen o gezginlere sesleniyorum, yazınız efendim, paylaşınız. Hepiniz. Hayattaki her şeyi paylaşmaktan yanayım, bilgiyi, sevgiyi, giyeceği, yiyeceği…

 

Dünyada çok az yer gezdim, en çok gitmek istediğim yerlere henüz gidemedim, çok param yok, işim gezmek değil – ki bir gün olsun çok isterim. – Ama paylaşımlarım size rehber olur, birilerini heveslendirir, kendime yıllar sonra da okuyabileceğim anılar bırakabilirsem benden mutlusu yok demektir!  Belki de günün birinde hobimi işime çeviririm işte ancak o gün çalışmayı üretmeyi bırakıp işim gezmek olur. 🙂

Birazcık da blogda sizi neler bekliyor, bunun hakkında da bilgi vereyim, değil mi?

Sizlere şu marketten dönünce heh işte orada gibi lokasyon tanımları yapmayacağım ya da biz arkadaşımla ilk gün buraya gittik, üçüncü günü de şuraya gibi bir yazı dilim olmayacak. Blogda, önemli rotalar üzerinden tavsiyelerim, bilgilendirmelerim ve seyahat ile ilgili soruların yanıtları bulunacak.

 

Sorulan sorular veya verilen tavsiyeler sayesinde yazacağım bir yazı belki de birçok kişiye fayda sağlayacak. Bu nedenle yazınız, sorunuz, yorumlayınız. Böylece; beni pek bir mutlu edersiniz. Bir not: Tabi ki bu amacının dışındaki eylemleri kapsamıyor! 🙂

 

Ayy burası kötü, geldiğinize değmez gibi bir söz, benim ağzımdan asla çıkmaz. Dünyanın her köşesi görülmeye değerdir benim için. Ama dünya çok büyük, ömür dediğimiz de su gibi geçiyor be! Gezilerinizin zamanlaması ve planlaması bana, size, bize kalmış bir konu. Bunun için keskin bir dil kullanmam nahoş olur. Özetle; her yer güzel be, keşfetmek çok güzel…

Nereleri gezdim?

Dünyayı düşünüyorum sonra gittiğim 4 kıtayı, 22 ülkeyi ve çokça şehirleri… Yetmiyor doktor, geçmiyor bu hastalık!

 

Avrupa» Fransa (Paris, Nice, Eze), Almanya (Köln), Belçika (Brüksel), Hollanda (Amsterdam, Roterdam), İtalya (Venedik, Roma, Floransa), Vatikan, Çek Cumhuriyeti (Prag, Cesky Krumlov, Karlovy Vary), Avusturya (Viyana), Slovakya (Bratislava), Macaristan (Budapeşte), İngiltere (Londra, Brighton), İspanya (Barcelona), Monaco (Monte Carlo, Monaco Ville), Bosna Hersek (Saraybosna, Mostar).

 

Amerika» ABD (New York, Boston)

 

Asya» Malezya (Kuala Lumpur), Singapur Cumhuriyeti (Singapur, Sentosa Adası), Endonezya(Bali Adası), Suriye (Halep, Şam, Lazkiye), Lübnan (Beyrut)

   Afrika» Fas (Kazablanka, Marakeş, Quarzazate, Merzouga (Sahra Çölü), Fes, Şafşavan, Rabat)

Türkiye» Bursa, İstanbul, Yalova, Eskişehir, Gaziantep, Ayvalık, Mardin, Diyarbakır, Nevşehir – Kapadokya, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Hatay, Konya, Bartın, İzmir, Zonguldak, Amasra, Karabük, Çanakkale, Ankara, Marmaris, Muğla, Antalya, Adana, Mersin, Denizli, Pamukkale, Aksaray, Bilecik, Balıkesir, Manisa, Aydın